BoMoVu 18 Ekim 2018’de Barış ve Spor Bölgesel Forumu’na katıldı

BoMoVu, 18 Ekim 2018’de Rodos’ta gerçekleşen Bölgesel Barış ve Spor Forumu’na davet edildi. Bu büyük etkinlikte, dünyanın dört bir yanından özellikle de Akdeniz bölgesinden spor yoluyla barış mücadelesi veren 350 karar verici ve sporcu “Hareket halinde olan toplumlar: spor yoluyla yükseliyor” teması kapsamında bir araya geldiler.

BoMoVu’nun kurucu ortaklarından Eleni Nadin Diker de forumda derneğimiz adına bir konuşma yaptı.  Bu konuşmanın tam metnini paylaşıyoruz:

Derneğimiz BoMoVu, İstanbul’da yer alan Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneğidir.

Bu derneği 2016’da ezilen herkesin bedensel bütünlüğünü desteklemek için kurduk. Sosyal güçlenmenin bedensel özgürleşme ile geldiğine inanıyoruz.

Hareketin Özgür adında mültecilerin spora ulaşımını sağlamak için bir program oluşturduk. Spor ve performans sanatlarında aktif olan gönüllü kişilerden oluşan ağımızla, Türkiye’de parasal imkan olmadan erişimi zor olan çeşitli faaliyetlere erişim sağlamak için mülteciler tarafından ve/veya mülteciler ve yerliler için kurulan toplum merkezlerine gidiyoruz. Türkiye’de de spora erişim üst sınıflara mahsus bir ayrıcalık gibi algılanıyor. Bu algıyı değiştirmek için mücadele ediyor ve herkesin spora erişiminin bir hak olduğunu savunuyoruz; kendi bedensel potansiyelini geliştirmek bir lüks olmamalı… Hareketin Özgür temel haklardan biri olan Hareket Özgürlüğü Hakkı üzerine temellendirilen bir programdır. Bugün 3.5 milyondan fazla Suriyeli Türkiye’de yaşıyor ve hareket özgürlükleri siyasi ve toplumsal faktörlerden dolayı kısıtlanmış durumdadır. Hareketin Özgür programımızla, spor ve beden hareketini kullanarak bu insanlara bedensel hareketlerinin özgürlüğünün efektif olarak bir hak olduğunun hissiyatını ve haklı kanısını aktarıyoruz.

Başka bir programımız ile erkek egemen sporlarda toplumsal cinsiyet normlarını ve cinsiyetciliği sorguluyor, haftalık olarak gerçekleştirdiğimiz kadından kadına Tayland boksu dersleri ile bu sporu yeniden kurguluyoruz.

Ama burada size, geliştirdiğimiz ilk ve hala aktif olan “Barışa Oyna” adındaki programımızdan bahsetmek isterim. Barışa Oyna sınır bölgelerinde yaşayan çocuklar için geliştirdiğimiz bir metottur. Türkiye gibi bir çok ülkede de sınır bölgeleri milliyetçiliğin ve güvenliğin öne sürüldüğü bölgelerdir. Ama aynı zamanda sınırlar kültürlerin ve etnik kimliklerin doğal bir şekilde geçişkenlik yaşadığı yerler olarak çeşitlilik hazineleridir.

Barışa Oyna çokkültürlülüğün simgesi olan geleneksel çocuk oyunlarını araç edinir. Sözlü tarih araştırmalarıyla azınlıklardan geri kalan insanların oyunlarına ve çocukluklarının mutlu hatıralarına yeniden hayat veriyoruz. Ve bu eski oyunları günümüzün çocuklarıyla oynuyoruz, hikayeleri olan, kişisel tarihlerin taşıyıcıları olan oyunlar aracılığıyla. Zorlu geçmişi konuşabilecekleri bir alan sağlayarak, çocuklarla sporun ve oyun oynamanın gücünü kullanarak barışçıl bir dünyayı yeniden kurma mesajını taşıyoruz. Daha güzel yarınlar için bölgedeki çocukları acılı geçmişleriyle barıştırıyoruz.

2016’dan beri Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan ve Suriye ile kara ve deniz sınırları olan Türkiye’nin 8 farklı bölgesine gittik. Edirne’nin son Yahudisiyle tanışırken, çocukluğunda birlikte oyun oynadığını ve halen İsrail’den kartpostallar aldığını anlatan büyükleri dinledik. Mardin’in göklerinde rengârenk uçurtmaları hatırlayan bir Süryani’den 1915’te ailesinin ve cemaatinin kilisede yakıldığına dair anısını dinledik.

Bugün, bu savaş ve militarizasyon çağında, Anne Frank’in günlüğüyle İkinci Dünya Savaşı sırasında 13 yaşında bir Yahudi kızının hayallerini ve arzularını anlamak kadar, geçmişte olan diğer olayları da çocuklarla konuşmak ve birlikte anlamak önemlidir.

Tıpkı Anne Frank’in günlüğünün, Avrupa’nın bütün çocukları için empati ve duygulara giden bir yolu temsil ettiği gibi; kullandığımız oyunlar da, sınır bölgelerinde yaşayan çocuklar için geçmişle ve sınırların ötesinde yaşayan uzun süredir kayıp olan oyun arkadaşlarıyla bir araya gelmelerine araç oluyor. Günümüzde sınırlar hala çocuklara nefret etmenin ve düşman yaratmanın öğretildiği yerler. Oysa spor ve sporun en organik formu olan geleneksel çocuk oyunları, onları çeşitlilik içeren bir toplum olarak yeniden bir araya getirebiliyor. Spor, çocuklara duygudan daha fazlasını, birlikte inşa etmenin fizikselliğini veriyor.

Barışa Oyna’yı sürdürülebilir ve erişilebilir kılmak için, sınır bölgelerinde çalışan öğretmenler ve eğitimcilere yönelik atölyeler düzenliyoruz. Onlarla eleştirel pedagoji, duygusal öğrenme, ötekileştirme ve ayrımcılık hakkında ve en önemlisi sporun ve oyunun gücü hakkında konuşuyoruz.

Bugün bu şiddet çağında, barışın olduğu bir dünyaya dair umutlarımızı Barış ve Spor Bölgesel Forumu’nda sizlerle paylaşmak bir onur ve şimdiden büyük bir ödül…

Umuyoruz ki hepimiz, insanlık için en iyi olanı yeniden yaratmak için bedenimiz olan bu muhteşem şey aracılığıyla, barış ve uzlaşma yolunda ilerleriz.