BoMoVu Atölye V: Özsavunmayı düşünmek

Atletik Dildoa takımının QUEER OLYMPIX etkinliğinde Feminist Fight Club ile birlikte Kadından Kadına Muay Thai deneyimi üzerine bir öz savunma, şiddet ve beden tartışması atölyesi gerçekleştirdik.

Açık Toplum Vakfı’n desteğiyle 5 aydır devam eden Kadından Kadın Muay Thai Antremanları’nda 2 ayda 1 katılımcılara sunduğumuz anketler üzerinden oluşturduğumuz sorunsallıkları atölyeye katılan değerli aktivistler ile tartıştık.

 

Anketlerimiz vasıtasıyla erkek egemen bir spor olan boksun bir çeşiti olarak Muay Thai’ye kadın*ın olumlandığı bir pencereden bakma çabalarımızı destekleyen bazı soruları ve grup çalışmalarından ortaya çıkan çıktıları paylaşıyoruz:

1 ) ÖZSAVUNMA: Özsavunmaya neden ihtiyacımız var? // Özsavunma feminist bir ihtiyaç mıdır?

Bu grup çalışmasında ortaya çıkan fikirlerden bazıları şöyle:

  • Özsavunma kavramı ile karşılaşmadan evvel, daha ergenlik çağında sözel/fiziksel saldırılara karşı geliştirdiğimiz savunma yöntemleri var.
  • Feminizmle tanışınca bu korum /korunma hali “özsavunma” ile kavramsallaştı.
  • İğne batırma, bıçak taşıma gibi korunma yöntemlerindense bedenin güvenini sağlamasını geliştirmenin verdiği güven daha değerli.
  • Kaçmak da bir özsavunmadır.
  • Çeşitli saldırı anlarında nasıl savunma yapacağını öğreniyorsun (saç çekme gibi).
  • Özsavunma kapsamında öğrendiğin hareketler mutluluk/zevk veriyor.

2 ) BEDEN: Spor yaparken, sokakta, evde, vs. bedenimizi nasıl algılıyoruz?

Bu grup çalışmasında ortaya çıkan fikirlerden bazıları şöyle:

  • Spor yaparken, eylemin kendisi iyi hissettiriyor genel olarak. Ama bu cümle zevk amaçlı yapılan spor için geçerli olup bedeni şekillendirme amaçlı ve profesyonel amaçlı yapılan spor çoğunlukla acı çektirebiliyor.
  • Bazı sporlar, bedeni “adam gibi” yapıyor, yani toplumun erkek olarak nitelendirdiği bir şekile sokuyor. Bazı sporlar ise, toplumun kadından beklediği şekle sokuyor. İkisi arasında spor yapan kadınlar farklı hissediyor.
  • Spor yaparken, “spor yapan kişi” üzerinde oluşmuş belli bir beklentiden dolayı, bu fiziksel beklentiye uymayan, mesela daha şişman olan birisi üzerinde bir baskı ve gözleniyor olmanın yarattığı bir anksiyete oluşuyor. Ancak bu baskıyı dayanışma hali dönüştürebiliyor.
  • Spor yaparken amaçladığımız sağlıklı olmak ile fit olmak arasında sıkışıklık yaşayabiliyoruz. Kapitalist sistem bedenleri hareketsizleştirdikten sonra şimdi de hareketi pazarlanabilir satın alınan bir değer haline sokmasının yarattığı bir sıkışıklık.

3 ) MEKAN: Kentteki mekanlarla derdimiz ne? Biz nasıl mekanlar kurguluyoruz?

Bu grup çalışmasında ortaya çıkan fikirlerden bazıları şöyle:

  • Açık alan nasıl olmalı: Karma veya erkek çoğunluk olmayan, aydınlatması olan, güvenli olan ve eylemi yani çatışma, kırılma, varolamamayı protesto/dönüştürmeyi mümkün kılan.
  • Kapalı alan: Mahalle baskısı içeriyi etki edebilir, mekanı benimseyebilmek, içerdeki kodlar cinsiyetsiz veya cinsiyetçi olmayan, erişimi kolay, bilinen, dairesel – etkileşimsel (aynasız? / izolasyonsuz)
  • Mekanları dönüştürmek mümkün mü? Pratiğe yönelik kafa yoran etkinlikler.

4 ) ŞİDDET: Eril şiddetten muaf bir dövüş sporu mümkün mü?

Bu grup çalışmasında ortaya çıkan fikirlerden bazıları şöyle:

  • Şiddetten bahsederken, rıza kilit noktadır.
  • Kendi bedenimizi “güzel” olsun diye veya onu daha iyi tanımak için, dövüş sporunu kendimiz için yapıyor olabiliriz.
  • Çok zevkli bulduğumuz bir şey iken, şiddetin “erkeklere” atfedilen bir şey olması doğru değil.
  • Dövüş sporunu farklılıkla zenginleştirmek mümkün, keşke daha fazla kadın, queer dövüş sporcusu olsa.
  • Dövüş sporu kuralla bağlı uygulanıyorken şiddetten arınmış oluyor mu?
  • Özsavunma veya spor amaçlı yapılıyor olabilir.
  • Dövüşü sanat olarak düşünmek: amaç karşı tarafı yenmek değil, kendini geliştirmek ve hatta o dövüş dalını dönüştürmek.